yalnızlık

bu burukluk neden?

                    bu titreten yalnızlık?

içimde bir şeyler ölüyor…

bir akiste

bir çocuk…

masum çaresizliğinden muzdarip bakışlarla karşımda!

gözlerim,

gözlerine takılıyor;

                çaresizliğim geliyor o an aklıma!

kaçıp gitmek istiyorum!

                      kaçıp gitmek bir yere…

aslında hiçbir yere!

başka bir kent…

            başka başka insanlar…

                        yabancı kalabalıklar…

                                   kalabalıkta yalnızlıklar…

şimdi de yalnız değil miyim

                         kendi kalabalığımda?

                                         kendi aşkımda?

aşkta yalnızım!

kalabalıkta!

ağlarken…

            sevişirken…

                        özlerken…

yalnız değil miyim?

yalnız değil miyim acılarımda?

yüzleşme

çağırma çocuk!

                        gelemem…

adım atamam cümleden dışarı!

içimde garip bir mahşer…

                        beynimde surh…

cinnettir şimdi bana bu yalnızlık!

yoksan eğer…

her şey yalan sen yoksan eğer!

bu insanlar…

     bu şehir…

          tenimi yakan şu kızıl güneş…

                içtiğim su…

                      nefes aldığı hava…

                              çocuk sesleri…

her şey!

her şey yalan!

ve tüm bu yalanların içinde

duyduğum en güzel masaldır sesin…

ve sen yoksan yanımda!

ve kamaştırmıyorsa başka gözler

                                       gözlerimi!

ve duymuyorsam eğer sesini!

yalandır yaşananlar!

             yaşadığımı sandığım anlar…

yalandır gülüşlerim!

aynadaki ben,

yalandır baştan ayağa!

sen

            yoksan

                            eğer

                                     yanımda…

kalanlar

geride fotoğraflar kaldı!

geride şarkılar…

               türküler…

                        yarıda sevdalar…

                                   darmadağın umutlarda yarınlar…

geride gözlerim kaldı!

tutuk…

            savrulmuş…

                        sergüzeşt yüreğim…

yüreğim,

            yüreğinizde kaldı…

cevizli şiir

şimdi sen,

rakımı bin yirmi altı ile sekiz yüz yetmiş

                                                           arasında değişen

anadolu içinin herhangi bir kasabasının

cevizleriyle meşhur dağ köylerinden birinin

ayazına hiç sığınmamışsın gibi

çayı demledim…

                        gel hadi…

mayıs

kuşluk vakti yakalayamasam da bir

“merhaba”yı,

dost yüzlü siluetine

günaydın…

“sevgilerde ol…”

demişsin…

lakin bu kurtlar sofrasında;

zamanın tan atımı ile gün batımı

arasında hafızasızlaştığı,

yirmi dört saat

ya da

bin dört yüz kırk dakikanın yetmediği,

her saniyenin

büyük bir ivedilikle tüketildiği

bu beton yığınının arasında

zor!

sevgiler incelik ister…

incelikler tahayyül…

tahayyüller,

sergüzeşt zamanlar…

oysa ben burada zamanla kavgalıyım!

hatta

galebesini çaldığı bir savaş var aramızda!

o yüzden, 

bugün benim için

suya bak…