uz

az mı bekledim

hasta yatağının başucunda…

maviliklerle kandırmasın diye kargalar!

yeter ki

dolanmasın saçlarına yarasalar…

Reklamlar

cevizli şiir

şimdi sen,

rakımı bin yirmi altı ile sekiz yüz yetmiş

                                                           arasında değişen

anadolu içinin herhangi bir kasabasının

cevizleriyle meşhur dağ köylerinden birinin

ayazına hiç sığınmamışsın gibi

çayı demledim…

                        gel hadi…

mayıs

kuşluk vakti yakalayamasam da bir

“merhaba”yı,

dost yüzlü siluetine

günaydın…

“sevgilerde ol…”

demişsin…

lakin bu kurtlar sofrasında;

zamanın tan atımı ile gün batımı

arasında hafızasızlaştığı,

yirmi dört saat

ya da

bin dört yüz kırk dakikanın yetmediği,

her saniyenin

büyük bir ivedilikle tüketildiği

bu beton yığınının arasında

zor!

sevgiler incelik ister…

incelikler tahayyül…

tahayyüller,

sergüzeşt zamanlar…

oysa ben burada zamanla kavgalıyım!

hatta

galebesini çaldığı bir savaş var aramızda!

o yüzden, 

bugün benim için

suya bak…

yalnızlık

yalnız kalmak istiyorum bazen…

yalnız kalmak…

kimse dokunmasa,

diyorum ruhuma,

ben
öylece

bir başıma kalsam…

incitmeden kimseyi
ve hiçbir şeyi
yok olup gitsem,

diyorum,

tek başıma…

beni saran bu iğrenç duygulardan
kurtulsam, diyorum,

ne sevgi!

ne nefret!

hissetmese hiçbir şeyi kalbim…

bir an,
bir heykelin gözüyle seyredebilsem

masmavi gökyüzünü…

öylesine

farkında değiliz!

zaman akıyor avuçlarımızın…

tükeniyor tutsak duygular…

uzuyor yollar…

farkında değiliz!

her yeni gün bir şeyler çalıyor

hayattan!

aslında

bugün de dünün kopyası…

ve kalan yalnızlık bize…

ve biraz da yorgunluk,

yüreğimizin incinen yerlerinde…

bizler sadece bildik sevgileri kazıdık

beynimizin en ücra köşesine!

ama görmeyi hiç beceremedik!

denemedik bile…

kırık şarkı

hesapsız kayboluşlar yaşandı

hep

kendini bulmak için…

kendine benzemeyen herkesle

ve

kendine benzeyen hiç kimseyle

ama

hep

aynı sahnedeydin!

zaman aktı…

insanlar geldi…

insanlar gitti…

sen hep oradaydın!

hep

birlikte ölebileceğin

insanların izinde…

sarhoş kentlerde…

ıslak caddelerde…

dağınık yatakların,

kokuşmuş sevişlerinde…

sandın ki,

bedenindi savrulan

oysa için paramparça!

ve her yeni gelen

bir şeyler kırdı orada!..

şimdi yüreğin cam kırıklarıyla dolu…

ki,

bu kadar saydam olmasaydın

bu kadar çok kırılmazdı

-sol memenin altındaki cevher-

“yaşamak…”

diyordun tükenen nefesinle;

“yaşamak bir sistem işi!”

yaşamak bir sistem işiydi

ve sen

bir anarşiydin!

bu nedenle ölüm,

tek isyandı

tüm çarklara!

çok küçüktün bunu fark ettiğinde

minik bir kız çocuğu…

sonra büyüdün

kadın oldun!

kucağında doğmamış çocukların…

bacaklarında kan…

sandın ki

gülün dikeni var

oysa onlar

gül olmayı hiç beceremediler!

ve belki de bu yüzden

aslında

sırf bu yüzden

nefret ettin o aşk çiçeğinden!

biliyordun,

yalandı!

öğrendin,

aşk yoktu!

bu sadece

tek kişilik bir filmdi

ve

tek kişilik bir trajedi oldu

sonu!